Kenan's profileKenan'ın TükkanıPhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    March 17

    http://www.benidekapatin.com/

    Sayın Yetkili,,,

    Kendi kanaatimce, kapatılmamın ülkem, devletim ve insanlık adına çok yerinde bir karar olacağını düşünüyorum.

    http://www.benidekapatin.com/

    March 14

    Terazi-Muhtıra

    Image Hosted by ImageShack.us

    December 04

    Çayın Püf Noktaları

    Derinizdeki yaraların temizlenmesi;

    Çayı, derinizdeki yaraların temizlenmesi ve antibiyotik etki göstermesi için pamukla tatbik ederek kullanabilirsiniz.

     

    Eliniz balık, soğan mı kokuyor?

    Balık ayıkladınız, ellerinizi sabunla yıkadınız ve hala balık kokuyor. Ya da soğan soydunuz, soğan kokuyor. İşte kurtarıcınız yine çay. Elinizi demli çayla yıkayın. Bakın bakalım hiç koku kalmış mı?

     

    Gözünüz çapak mı yapıyor?

    Kaynamış çayı bir tasa koyup buharı gözünüze gelecek biçimde başınızı üstüne koyun. Ya da ılık çaya batırılmış gözlerinize ve etrafına tatbik edin.

     

    Yemek yerken dilinizi mi ısırdınız?

    Yine ilacı demlikteki çaydır. Ağzınızı günde üç defa çalkalayın, diliniz dokuz yerine üç günde iyileşecektir.

     

    Buzdolabınız koku mu yapıyor?

    Demlikte kalmış çay posalarını kurutup bir kap içinde buzdolabının orta rafına yerleştirin, kokudan eser kalmayacaktır.

    November 28

    "Merhamet" hür Dünyaya bu kadar mı IRAK'ta?

    VE 2005'İN ŞİİRİ

    (IRAK savaşında babası ve annesi ölen ve kendisinin de bacakları kopan Müslüman bir çocuğun IRAK savaşını yöneten Tommy FRANKS 'a yazdığı şiir. )

     

     

    "Merhamet" hür Dünyaya bu kadar mı IRAK'ta?

    Müslüman bir çocuğun IRAK savasını yöneten Tommy
    FRANKS a yazdığı şiir. Bu şiir Açık istihbarat sitesinden alınmıs. Bana mail olarak geldi, sizinle paylaşmak istedim,

    Merhamet hür Dünyaya bu kadar mı IRAK ' ta?
    Ben Basralı Ömer,

    Belki haberin yoktur diye yazıyorum Mr. Franks.
    Önce demokrasi yağdı göklerimizden,
    Sonra özgürlük geçti üstümüzden
    Palet palet.
    Ve insan hakları Namlularından
    Saniyede bilmem kaç adet.

    Demokrasi bizim eve de isabet etti
    Bir gün sonra anladım koptuğunu ayaklarımın.
    Tam onsekiz adet insan hakları saymışlar
    Vücudunda babamın.

    Annem yoktu zaten
    Ben doğarken ilaç yokluğundan ölmüş
    Ambargo falan dediler ya
    Anlamadım çocukluk aklı işte
    Oluşmadan sökülmüş.

    Sizde de barış böyle midir Mr. Franks?
    İnsan hakları çocukları yetim
    Ve ayaksız bırakır mı orda da?
    Düşer mi ayın kan gölüne aksi
    Güpegündüz düşer mi Pazar yerine demokrasi?

    Zenginlik
    İnsanları korkudan uykusuz bırakır
    Kuşlar gökyüzünü terk eder mi orda da?
    Babamla mırıldandığım son dua dilimde
    Ayaklarım hastanede
    Ve giymeye kıyamadığım pabuçlar
    Kaldı elimde.

    Çocukların var mı Mr. Franks?
    Al, oğluna götür onları bari ise yarasın
    Kim bilir belki baktıkça
    Bazen beni hatırlasın.

    Bu nasıl demokrasi Mr. Franks?
    Düştüğü yeri yaktı
    Merhamet hür Dünya' ya
    Bu kadar mı IRAK 'tı?
     
                        

                                    (Basralı Ömer)

     

    October 23

    Yüreğim Son Sözlerini Söyledi

    Yüreğim Son Sözlerini Söyledi...

     

    Kapkara gecelerin ardından, gelip gelemeyeceği bile belli olmayan aydınlık günleri beklemek...

     

    Artık sözüm yüreğime geçmiyor...Ne zaman söz dinletebildim ki zaten.. Ona da kızamıyorum aslında...

     

    Zaman zaman dayanılmazlıkların acısında isyanlarını belli etti ama yüreğim dün gece bana restini çekti... Son sözlerini söyledi.

     

    Yüreğim dedi ki:

    " Çok yorgunum artık.Adım adım , durma noktasına geliyorum...Aşkı akıttın içime..Onun cesareti ile dur durak bilmeden aşkla dolu çarptım...Umutla ördün kılcal damarlarıma kadar..Güvenle zırhladın...

     

    İyi ki bu bedendeyim dedirttin...

     

    Fırtınalarda çok korktum ama, güven zırh oldu, umut silahım... Korkmadım, korkutmadım da seni. Bedeninle inanılmaz uyumu yaşattım yine de... Sevinçler, hayaller panzehir oldu, içime girmeye çalışan umutsuzluk virüsüne…

     

    Çok iyi anlaştığımız söylenemezdi geçmişte de senin beyninle..O hep mantık dalgalarının oklarını gönderir, ben sevgi kalkanımla kah yener, kah yenilirdim..Ama kıyasıya mücadeleye de girmedim, konu senin bedenin...Uzlaşmaya varırdık kendi halimizce...

     

    Ama ama !!!! Durmak üzereyim artık. Hastayım.Hem de çok hasta..Bir gün duracağım. İçime umutsuzluk virüsü girdi..Sevinç ve hayaller panzehirini tükettiler..Güven zırhları her geçen gün naylon parçası gibi eriyor. Ben durunca sen de olmayacaksın, ben durmak istemiyorum..

     

    İlk gün ki gibi aşk ile çarparken, panzehirim olmazken, güven zırhım olmazken, sel gibi gelen kan basıncını önleyemiyorum artık... Kendime de sana da zarar veriyorum... Yoruldum, seni de yordum...

     

    İlk defa beyninden yardım istiyorum. Tüm mantık dalgalarını gönder üstüme. Ben geri çekiliyorum... Kendi kendime yapamayacağım.

     

    Bu kız, hayal panzehirini geriye alanlardan isteyemeyecek, güven zırhlarını tamir ettiremeyecek... Umut sinyalleri hayat ışıkları sönüyor. Seve seve isteyerek aldığı bu değerleri, vazgeçtik ve onları geriye dediler..

     

    İsteyerek verdiler, ama inlete inlete geriye aldılar..

    Ben geri çekiliyorum... Aşk ile çarparken beni de kendini de öldürecek... Sen bize yardım et, bu seven kadın için, benim için, senin için, daha doğrusu bu bedeni yaşatmak adına bizim için...

     

    Mantık dalgalarını gönder üstüme...

    Gönder üstüme,

    Bu bedende bu aşkı taşırken içimde, umut damarlarım kopmuşken, korunmasızlığın hat safhasına gelmişken,

     

    Kurtar bizi... Gelsin yağmur gibi mantık dalgaların artık..

     

    Hayal yok, geleceğe güven yok, Umut da yokken, biz yeryüzünden silinmeden kurtar bizi...

     

    Bu kadının bedenine ihtiyacı olanlar var... Ben geri çekilince zaten zaten silinecek yeryüzünden..Bedeni kalsın...

     

    Geri vermeyecekler hayallerini, umutlarını, güveni... Bari Bedeni kalsın... Anıları ile yaşayacağı, aşkın abidesi bedeni...

      

    Özlem Gökdem

    Sihirli Anlar Grubu


     

    Yıldızlar Düşerdi Gözlerimden

     

    Sen yıldızları severdin, aslında her yıldız sendin.

    Sana sarılınca bütün yıldızları kucaklardım.

    Sana dokunmak koca evreni avuçlarımın arasına almak gibi bir şeydi!!!

    Yokluğun canımı acıtırdı parça parça olurdu yüreğim.

    Kalbimin küçük parçalarını toplamaya çalışırdım yerden.

    İçimde kopan fırtınaları sayamazdım.

    Sessizleşir, saatlerce ayakta yanlız başıma öylece bakar dururdum.

    Seni götüren yollara...

    Kimseye fark ettirmezdim savaşımı.

    Yokluğunla savaşmak görünmeyen bir düşmana karşı kılıç sallamak demekti.

    Yorulurdum, dizlerim titrerdi, düşerdim kalkardım ama sensizliği yenmeyi hiç başaramazdım...

    büyük korkumdu sensizlik.

    Korkularıyla yüzleşen o cesur insanlardan olamadım.

    Çünkü sensiz olmayı yediremedim kendime...

    Bir kez kabullensem sanki o an gideceksin gibi gelirdi.

    Oysaki olmasan bile seni yüreğimde taşırdım...

    Orada olduğunu bilmek hayata tutunma gücü verirdi bana.

    Korkumla yüzleştiğim anda o gücü kaybedeceğimi sanırdım.

    Gece uykularım kaçar, korkumla yalnızlığa lanet eder, dört duvar odayı sabaha kadar adımlardım.

    Bakamadığım aynalar kırılır binlerce parçası bedenime batardı.

    Bir sıgara olsan yakıp dumanını savuştururdum tavana, duvarlar üzerime yıkılırdı.

    Sonra hayaller çöreklenirdi üzerime...

    Ama bir sorum vardı sigara içmiyordum.

    Gözlerimi kapatıp dalardım.

    Sonsuz bir yeşilliğin ortasında baharı yaşarken bulurdum kendimi.

    Çiçek açardın, başımı döndürürdü kokun.

    Bir gül yaprağı gibiydi ipeksi tenin.

    Öperdim seni soluğum kesilirdi.

    Hafif bir yağmur başlardı her damlası başka sevdadan süzülen o yağmurda ıslanmaktan huzur duyardım.

    Bir hayalden bir hayale geçerken sabahı karşılardım.

    Güneş pencereden içeri girince, gecenin tüm kasveti biterdi.

    Yıldızlar bir sonraki geceye kadar çekilirdi!!!

    Ama içimdeki karanlığın tek ışığı sendin...

    Sen olmadan ben aydınlanamazdım.

    Güneş olmasa da o gün sensiz yaşanacaktı.

    ÇÜNKÜ BEN SENSİZLİĞİ YAŞARKEN AĞLAMAZDIM SADECE YILDIZLAR DÜŞERDİ GÖZLERİMDEN!!!

     


     

    Yazık ki ...


    Dünyanın gözyaşı olur mu diye sorma ne olur. Sen gidince tüm dünyamı gözyaşı denizlerine sürükledin. Dünyada bu kadar gözyaşı olduğunu bilmezdim ve bir insanın bu kadar içten ağlayabileceğine de görsem de inanmazdım.

     

    Yazık ki gittin benden ve yazık ki anlatacak kelime bile bırakmadın bana. Seni anatabilecek tek şey gözyaşı ve ben tüm benliğimle iki gözümle seni anlatıyorum sen gittin gideli ve ben senin gittigin yolları izliyorum.

     

    Yapacak bir şey yoktu gidişine. Kafayı koymuştun gitmeyi. Giderken üzülme demiştin; unutursun ama unutulmuyor yaşananlar ve sensiz yaşanmıyor. İnsan nasıl unutur yaşamayı? Sen ki gözlerinin yeşilliğini götürüp tüm dünyamı kurak topraklara çevirmişken nasıl unuturum seni ve nasıl becerebilirim bu yaşama devam etmeyi.

     

    Sanki çıkıp geleceksin sanki şaka yaptım diyip bana sarılıvereceksin ve uyanacağım bu kabustan. Yine el ele verip yürüyeceğiz güneşe. Bin yıl geçti bu yürek bekler bu şakanın biteceği günü ve bekler seni bir garip gittiğin köşe başında.

     

    Yazık ki gidenler dönmüyor yazık ki elimden beklemekten başka bir şey gelmiyor….


     

    Vicdansıza İhanet Mektubu


      Sana hiçbir şey söylemek istemiyorum. Bütün sözcükler yetersiz.. Hiçbir şey yazmak istemiyorum. Engin denizlerde kulaç attığım, üstüme gökkuşağını kuşandığım bu aşk yalanmış. Şimdi karanlık sularda boğuluyorum. Gökyüzü kurşun gibi ağır. Ne yana dönsem yalan. Gülüşler yalan, vaatler yalan..İnsanlar yalan. Ben seni mi sevdim..Senin gözlerinle mi baktım dünyaya.. senin ellerinle mi çiçek derledim.. sevinçti, aşktı göğsüme bastım. Kocaman bir yalanı seninle mi yaşadım?

     

    Gözlerine baktığım zaman cennet bahçesine geçerdim.. Bir aldatmacaymış, kötü bir rüya.. Kötülüğün bile bir yüzü vardır, bir görünüşü.. ama en beteri buymuş.. bu aldatmaca. Bir masal olsaydın razıydım, bir şiir olsaydın, alır saklardım.Güzel bir yüz kalırdı senden geriye, hoş bir anı.. kimsenin dokunamıyacağı bir tarih. Ama hiçbir şey kalmadı.. Bir yokluğu varsaymışım. Bir HİÇ’e sarılmışım. Çölde serap bile değilsin. Serabın gizli ışığı vardır. Sen ışığı yutan karanlık.. bir kör kuyu.. Ben kör kuyularda kaynak suyu aramışım.

     

    Nasıl olsa biterdi bu aşk. Ama unutulmaz bir hatıra, gençliğin en güzel anısı olarak kalsaydı.. Sen hiçbir şeyin değerini bilmedin. Kökün çürük, yaprağın kül, meyvan zehirmiş. Ben seni aşkın yerine koymuş aldanmışım. Kabahat sende değil, ben insan tanımamışım.

     

    Sana karşı öfke duymuyorum, kırgın değilim, kızgın değilim.. Çünkü sen zaten yokmuşsun. Asıl kızılacak kişi benim.. Küçücük bir toz tanesini bir mücevher sanmışım. Senin ihanetin bana koymadı..Beni kahreden, beni yokeden, beni bin pişman eden tek şey.. bir aşk yaratmış tek başına yaşamışım. Sen zaten yokmuşsun ki.. senin neyine yanayım?


     

    Uzaklara...


    Artık...geldiğinde ben olmayacağım...
    Ve büyük ihtimalle, gelmeyeceksin de zaten...
    Tıpkı, aslında hiç gitmediğin gibi...
    Ne ile kavgalı ya da barışık olduğumu bilemedim asla...
    Bilemeyeceğim de..
    Neyi sevdiğimi? Ne kadar sevdiğimi? Ne istediğimi?...
    Ve bugün, fazla bir yol da almış sayılmazken aslında..
    Çok..ama çok yorgun hissediyorum kendimi..
    Mesafeleri boşverip yürüyeceği yerde,
    Hızla koşmuş insanlar gibi nefes nefeseyim...
    Beynim, düşüneceği milyarlarca şeyi düşünmüş, Kalbim, atacağı milyarlarca atışı yapmış sanki (gibi)..
    Kendilerine tanınan zamandan çok önce...
    Karşıdaki Yunan adasının ışıklarını seyrederek bira yudumladığım, Ayvalığın o deniz kokan, rüzgarlı gazinosunda, Gecenin içindeyim...
    Karmakarışık bir hüzünle beraber ve her şeyin kendiliğinden düzeleceği duygusuyla...
    Düzelecek olanın ne olduğunu ise hiç bilmeden...
    Mutsuz olduğumu söylersem eğer, sıkıldığımı çok sıkıldığımı..
    Duyanların güleceğini bile bile,
    Mutsuzum demekten korka korka kendime....
    Artık geldiğinde ben olmayacağım....
    Beraber yaşadıklarımız ne kadardıysa o kadar kalacak...
    Sana söylediklerimden bir sözcük bile fazlasını duymayacak kulakların...
    Bana söylediklerini sadece hatırlayacağım, her geçen gün unutarak sesinin tonunu...
    Beraber gittiğimiz yerler daha fazla olmayacak hiçbir zaman...
    Ne birlikte kahvaltı yapacağız bundan böyle, Ne beraber yıldızları seyredeceğiz...
    Ve uyanmayacağız hiç bir zaman ayni yatakta yan yana....
    Artık...geldiğinde ben olmayacağım...
    Ve büyük ihtimalle gelmeyeceksin de zaten...
    Tıpkı aslında hiç gitmediğin gibi...
    Yarın da böyle olacak bu.
    Ve her zaman.......


     

    Terk Edilmek De Var


    İlişkiler biter ve terk edilirsiniz bu dünyanın sonu değil. Hayat devam ediyor. Üstelik yalnız olmanın bir sürü avantajı var. İşte size silkinip kendinize gelmeniz için birkaç ipucu...

    Aylarınızı hatta yıllarınızı harcadığınız sevgiliniz sizi terk edip gitti. Şimdi aşkın acı çağı başladı. Peki bu acıyı nereye kadar yaşayacaksınız? Hayatınızın bundan sonraki bölümünü sadece onu düşünerek geri dönmesi için dua ederek geçirmek istiyorsanız buyurun yapın. Yok eğer hayatın insana her zaman seçenekler sunduğuna inanıyorsanız o zaman gözlerinizdeki yaşı silip bir an önce yaşama dönmelisiniz.

    Kabullenin Artık

    İlk yapmanız gereken şey, giden sevgilinin asla geri dönmeyeceğini kabul etmek ve yaşamınızı buna göre yönlendirmek. Bu fikri bir kez kabullendiniz mi yolun yarısını geçmişsiniz demektir. Ama sizi bu fikirden uzaklaştıracak her şeyi bertaraf etmelisiniz. Önce , onunla birlikte çektirdiğiniz fotoğrafları da yırtın atın ya da kıyamıyorsanız öyle bir yere saklayın ki siz bile bulamayasınız.

     

    Sadece fotoğraflar değil tabii verdiği hediyelerde her gördüğünüzde size onu hatırlatacaktır. O hediyeleri bir kenara kaldırın. Onunla gittiğiniz yerlere gitmemeniz gerekiyor. Bir zamanlar birlikte hoş anlar geçirdiğiniz o mekanlar sizi eğlendireceği yerde üzer. Yani onu hatırlatacak her şeyden uzak durmalısınız. Böylece yeni hayatınıza ilk adımları attığınız günlerde cesaretinizin silinmesini engellersiniz.

    Yalnızlığın Keyfi

    Artık yalnızsınız dilediğiniz her şeyi kimseye hesap vermeden yapma özgürlüğünüz var. Bu ne büyük bir şans düşünsenize... Dilediğiniz filmi görebilirsiniz. Canınız istediği zaman istediğiniz yere gide bilirsimiz. Örneğin sabah kahvaltıyı küçük bir çay bahçesinde yaparken gazete ve dergilerinizi ' bırak artık o gazetesi benimle ilgilen' diyen biri olmadan rahatlıkla okuyabilirsiniz. Uzun yürüyüşlere çıkar, yarım bıraktığımız spor faaliyetlerinizi sürdürebilirsiniz. Sevgilinizin hoşlandığı ama sizin yapmaktan çok zevk alıp da yapmaktan vazgeçtiğiniz her şeyi yeniden hayatınıza yerleştirme imkanınız var artık.

    Yeni Arkadaşlar

    Sevgiliz varken ihmal ettiğiniz eski arkadaşlarınız size bir telefon kadar yakın. Onlarla buluşmanızı engelleyecek hiçbir şey kalmadı. Ama dikkat etmeniz gereken bir nokta var. Arkadaşlarınızla eski sevgilinizi ya da ilişkinizin bitme nedenlerini hiç konuşmayın. Bu, tekrar başa dönmekten başka hiçbir işe yaramaz. Onlarla günü keyifli geçirecek aktiviteler de bulunun. Oyunlar oynayın, gitmediğiniz yerlere gidin kısacası gününüzü gün edin.

    Artık yalnız olduğunuza göre yeni insanlar tanımak, yeni arkadaşlar edinmek için engel yok. Yeni bir insan hayatınızda yepyeni bir ufuk açabilir. Ama bir hataya düşmemeniz gerekiyor. Her yeni tanıştığınız kişi sizi yalnızlıktan kurtaracak potansiyel sevgili adayı olarak görmeyin. Böyle bir durumda hayal kırıklığına uğrama şansınız büyüktür. Yeni bir aşka hazır değilsiniz daha. Bu yüzden bırakın bu yeni insanlar sizin arkadaşınız olsun. Zaman içinde aranızdaki elektriklenme onunla bir aşk yaşayıp yaşamayacağınızı gösterecektir. Ama daha baştan ' Aşık olmalıyım diye ' diye bir fikre kapılırsanız. O elektriği yakalayamadığınızda hep aynı şey olur. Keşke eski sevgilim dönse demeye başlarsınız.

    Öç almaya Kalkmayın

    Sevgiliniz terk etti diye kızgınsınız. Ağladınız, bağırdınız çağırdığınız ama yatışmadınız. Aklınızda çok tehlikeli bir düşünce var: Öç almak. Onun en yakın arkadaşlarınızdan birini gözünüze kestiriyorsunuz. Sonra da baştan çıkartmak için bütün kozlarınızı kullanıyorsunuz. Başarıyorsunuz da... Peki sonra? Her açıdan zararlı çıkacak olan sizsiniz. Birincisi döneceği varsa da artık onun kankasının sevgilisi olduğunuz için dönemeyecektir. İkincisi sizi gerçekten sevmediği için terk ettiyse umurun da bile olmayacaktır. Ve siz hiç hazır olmadığınız halde zorla bir ilişki sürdürmeye çalışacaksınız. Üçüncüsü, bir insanı sırf egolarınızı tatmin etmek için kullanmış olacaksınız. İyisi mi böyle bir şeye kalkışmayın.

    Peki Ya Dönerse

    Siz yeni bir yaşam kurmaya çalışırken var sayalım ki döndü. Böyle bir durumda tercih tamamen sizin. Bunu yaşamın size hazırladığı bir sürpriz olarak alıp onunla ilişkinizi kaldığınız yerden devam edebilirsiniz. Yok yeni hayatınızda ona yer yoksa bunu da yüzüne açık açık söyleyebilirsiniz.


     

    Seni Sevmiyorum Diyebilirmisin????


    Sen gerçekten bana aşık olabilir misin?

    Sen yalnızlığına inat bütün bir geceyi sevgilinin düşüyle geçirebilir misin?

    Gelmeyeceğini bile bile sanki her an kapıdan girecekmiş gibi gözünü kırpmadan sabaha kadar bekleyebilir misin?

    Bugüne kadar ne yaşadıysan yaşadın...

    Bunların hepsinden sıyrılıp ozunu asla kaybetmeden yeni bir kimlikle başka dünyalar kurup yeni hayatını mutlu kılmak için uğraşabilir misin?

    Yağmurun altında aklında sevgilin, dudağında onu anlatan bir şarkıyla mırıldanarak saatlerce yürüyebilir misin?

    ysa herkes kaçmakta yağmurdan..

    Seni ıslatanın aslında yağmur değil aşk olduğunu anlayabilir misin?

    Yüreğini cesurca açıp, bazen ağlamayı,bazen ümitsizce beklemeyi, bazen öfkelenmeyi ve herkesin huzurlu olarak nitelediği sakin, beklentisiz ve sürprizlere kapalı hayatını terk etmeyi göze alabilir misin?

    Nefes almanı zorlaştıran, yüreğinin yerinden fırlayacakmış gibi çarpmasına neden olan, hoş ama zaman zaman da sıkıntı verici o heyecanı, saklamaya yada azaltmaya çalışmadan her zaman taşıyabilir misin?

    Özleminin: küçücük bir kordan, kentleri yakacak bir yangına dönüşmesine izin verebilir misin?


    Elde ettiğin herşey senin olsun.. Sen yarın için hayal kurabilir misin?


    Ruhuna ihanet etmeden, sadece yüreğinin sesini dinleyerek ve yüreğin sana **o** dedikçe o''nun izinden gidebilir misin?
    SEN GERÇEKTEN BANA SENİ SEVMİYORUM DİYEBİLİRMİSİN????

    KEDİN YOK ARTIK DİYEBİLİRMİSİN?????


     

    Seni Ne Çok Sevdim Ben

     

    Seni ne çok sevdim ben.

    Ne çok gözyaşı döktüm senin için.

    Geceleri sen yatağında meleklerin kanatlarıyla uçarken ben penceremin önünde senin rüyana girmek için dua ederdim. Bir bakışına, bir dudak kıvrımında titreşen gülüşüne ulaşmak için her şeyi yapardım ben.

    Şiirler, şarkılar, sevgiler içimde tutuşan bir ateş, onun yangınında senin için kül kesildim. Ağır hastalar geceyi zor geçirir. Sabahı bekler kırgın yürekler, hasta umutlar, yalnız ruhlar. Yalnızdı gecelerim. Hastaydı gecelerim. Kan kaybından giden bir yaralı gibi umarsızdı gecelerim. Bir uçurumun kenarına beni taşıyan karabasandı gecelerim.

    Adına yalnızlık dedim.

    Sensizlik dedim…

    Sen beni bilmedin, beni tanımadın...

    Bu bir ölümdü, bu bir fermandı...

    Bıçak kesmez artık beni, ip asmaz, çeküller yüreğimi taşımaz. Yaşamak mümkün değil, yalnızlık karanlık kapılarıyla üstüme kapandı. Amansız acılar içindeyim.

    Ey Sevdiğim...

    Ben seni ne çok sevdim...

    Kaçılamayacak kadar yakın, tutulamayacak kadar uzak bir yerdesin… Benim aşkıma yalnızlık kucak açtı. Senin yokluğuna dokundum, içim yandı. Odamın çıldırtan sessizliğinde sana seslendim. Yankısı döndü dolaştı, senin kapıların bana kapalı. Kendi sesim yine bana ulaştı. Anladım ki beni hiç duymayacaksın.

    Sana sitem edemem. Çünkü evet dediğin gibi benimle aşk imkansız sevmek imkansız, sende benim imkansızım oldun aşkım, keşke böyle tanışmasaydık seninle farklı zamanlarda farklı yerlerde ve keşke hastalığım falan olmasaydı, aşkım bunu neden yazdın bana diye sorma, aşkım bu belki sana son yazışım, benim varlığımı son hissedişin olabilir, aşkım seni çok üzdüm ama söylemek zorundayım.

    Aşkım diyorum sana, seni sevdim ben yaa, hemde çok sevdim ama gösteremedim belki sana sevgimi, elimden anca bu geldi aşkım, sana elveda diyorum .

    Bir tek dileğim var senden, son bir tek isteğim.

    O da MUTLU OLMAN.

    MUTLU OL SEVDİĞİM..

    BİRİCİĞİM..
    AŞKIM.

    NEREYE, KİME GİDERSEN GİT YETER Kİ SEN MUTLU OL...

    BENİM İÇİN MUTLU OL NE OLURSUN ....

    MUTLU OL.

    Nefretimsin Oysaki Nefesimdin

    Nefretimsin...

    Oysaki Nefesimdin.....

    Senin olmadığın bir şehirde...

    Yangını olmadığın bir kalpte...

    Nefesi olmadığın bir bedende...

    Hayat devam ediyor !!!

    Sadece yaşadığından ve yaşattığından ibarettir hayat !!!

    Her biten gün başlayacak yeni bir günün habercisidir !

    Tıpkı sevdalar gibi...

    Biri gelir..

    Biri gider...

    Gelen gideni aratır derler ama...

    Gelen gidenden daha yürekli çıkar !!!

    Ben güneşi umutla uğurluyorum ki geceye, umutlarımla tekrar doğsun diye !!!

    Seni gözyaşlarımla birlikte akan nefretimle uğurladım!

    Her damlada hak etmediğin beni ve benliğimi senden geri alabileyim diye !!!!

    Bir daha dönme diye.......

    Dönmeyi düşünme diye.......

    Döndüğünde beni değil nefrete susamış gözlerimi göreceğini bil diye.......

    Kavra...

    düşünme...

    niye diye sorma diye....

    Bedenim sensizde nefes alacak !!!!!

    Dünya sensizde dönecek ...

    dönecek unutma !!!

    Ve yüreğine...

    ellerine...

    gözlerine söylüyorum dinle...

    n.e.f.r.e.t.i.m.s.i.n

    Oysa ki.....

    n.e.f.e.s.i.m.d.i.n !!!!

     

    Ben Seni Unutmak İçin Sevmedim ki…

    Ben Seni Unutmak İçin Sevmedim ki


    Sevmek...

    Dile kolay, kalbe ağır duygu. Hatırlıyor musun ansızın çıkıp gelerek nasıl da yüreğime taht kurduğunu.

    Ayrılıklar... Hüzünler... Gözyaşları... Hepsi zalimce birer birer gelip yüreğimin başköşesine oturmuşlardı. Hayat, simsiyah bir tüle sarılmış açılmayı bekleyen bir hediye paketi gibi önümde durmaktaydı.

    Hüzün yüklü karabulutların hızla yüreğimi kaplamaya çalıştığı bir zamanda, inatla girdin kararmaya yüz tutmuş dünyama...

     

    Kilometrelerce uzaktan, bambaşka bir şehrin, değişik havasıyla, taşıyla, toprağıyla... Umutlarıyla… Şiirleriyle… Farklı yaşamı ve sevdalarıyla her şeyden önemlisi sevgi yüklü, sıcacık yüreğiyle geldin.

    Karanlık bir girdabın içinde sürüklenmekteyken, tüm sevginle ve gücünle çekip çıkardın. Yaşamı yeniden sevmeme, hayata yeniden bağlanmama sebep oldun. Bu yüzden sevdim seni.

    Öyle farklıydın ki, yüzyıllardır kapağının aralanmasını, içindeki gizemin keşfedilmesini bekleyen kara kaplı bir defter gibi görmekteydim seni.

    Ben bu defterin kapağını ilk açtığımda, dokunmakta olduğum simsiyah ve sert yüzünün aksine, bembeyaz sayfalara yumuşacık bir yazıyla yazılmaya çalışılmış kocaman bir ömür gördüm.

    Neler yoktu ki içinde, ayrılıklar, ümitsiz bekleyişler, kederler… Mutluluk getiren sevinçler, gözyaşları… Yarınlara gülümseyerek bakan sevmeler... Daha neler... Neler...

    Kara kaplı deftere yazılmış, her bir cümle, yüreğime gemici düğümleri misali açılmamacasına, düğümlüyordu seni.

    Günüm seninle başlıyor, gecem seninle bitiyordu... Sesini duyduğum zaman yüzümdeki goncalar gül misali açılıyor, dünyam seninle dönmeye başlıyordu...

    Yolda yürürken, arabayla giderken, yemek yerken, insanlarla konuşurken, kısacası nefes aldığım her an, konuştuğumuz her cümle, anlattığın her şey, söylediğin her güzel söz beynimde yankılanıyordu.

    Ben sensizliği bile seninle yaşıyordum… Bu yüzden seviyordum seni.

    Hatırlar mısın? Gökyüzünden aynı beyazlığın yeryüzünde iki farklı şehre yağdığı bir sonbahar günü, Kadir Gecesinde aramıştın beni... Nöbetteydim, bu soğuk havada sesin içimi ısıtmıştı, bu yola baş koyalım dedik. Biz birbirinden kilometrelerce uzakta, iki candık...

     

    Konuşmaya başladık, konuşma uzadıkça, dışarıda olanca hızıyla esen rüzgâra aldırmadan, park ettiğim arabanın içinde, ayaklarımı hissetmekte zorlanana dek, sense soba yanmayan buz gibi bir odada soğuktan parmakların buz tutana kadar konuşmuştuk. Yaşamın her hali gelip geçmişti telefon tellerinden...

    Hiç kimse, yağan yağmur altında kulağıma senin gibi sözler söylemedi.
    Hiç kimse bana senin baktığın gibi bakmadı…
    Hiç kimse beni, senin sevdiğin gibi sevmedi…
    Ve hiç kimse ama hiç kimse yüreğinin sıcaklığını bana senin kadar hissettiremedi.

     

    İşte, o gecede, ne dışarıda yağan yağmur, ne de aradaki mesafeler bana tamam demene, beni sevebileceğini söylemene engel olamamış, o ana kadar hiç kimse beni senin kadar mutlu edememişti.

    Sevdan bana yakıştığı için, sevdam sana yaraştığı için seviyordum seni...

    Sana kavuşmak, seni sevmek kadar yasak ve imkânsızdı… Ben sadece olabilme ihtimallerini sevdim.

    Ben kara kaplı bir defterin, bembeyaz sayfalarını sevdim… Beyaz sayfalarsa kendisine dokunan her eli…

    Ben sana âşıktım… Sense aşk’a… Ben seni seviyordum… Sense mevsimleri…

    Gelen her mevsimin kendine özgü bir güzelliği vardı, bu yüzden sen, sevemedin sadece beni...

     

    Sen, baharda açan her bir gül tanesini sever gibi sevdin, yeni gelen her sevgiliyi...

    Baharla her gelen sevgili için, unutup, sildin beni...

    Bil ki! bir ben silemedim yüreğimden seni...

     

    Çünkü ben seni UNUTMAK İÇİN SEVMEDİM Kİ...


    Kenan


     

    Bir Gün Okur Musun Bu Yazıyı?



    Bir gün hayatımdan öldürürcesine çıkacaksın. Ve ben seni hep o günkü halinle hatırlayacağım. Senin en güzel yanın neydi diye düşünüyorum ve içimden bir ses yıllar öncesine götürüyor beni, seni ilk sevdiğim yıllara.

     

    Seni her halükarda içimde hissedebiliyorum. İşte olayımın en güzel yanı bu. Sen ne kadar anlayabilirsin bilmiyorum ama benim gibi her şeyden ve herkesten uzak bir hayatın olsaydı bunun ne demek olduğunu anlardın. Seni anlayabiliyorum. Sevdiklerin ve sana destek veren herkesin yanında ağlamak bile senin için doğal. Benim için lüks olan herşey sana doğal geliyor.

     

    Şimdi ne yapıyorsundur. Bir sigara yakmış yatağın ucunda yaşadıklarını ve benim sana söylediklerimi ve hatta benim bir hata olduğumu düşünüyorsundur belkide. Kanayan yarayım senin için biliyorum. Bir hata, bir yanlış. Oysaki yalnızca sevmiştim seni. Hala aklımın bir ucundan çıkmıyorsun ve son kez çıkmayan olacaksın. Seni asla unutmayacağım. Yerlerde sürünüp yok olsam, evlenip çocuk sahibi olsan ve adım bir yana, dünyada olduğumu unutsan ben yine bıraktığın yerde olacağım.

     

    Parktaki çocuklara bakıp seni yaşayacağım. Söküp atmam gerek içimden. Hayatımın kalanını sensiz yaşamayı öğrenmeliyim. Ve öyle ki hiç sızlamamalı içim seni gördüğümde. Sen utanmalı sen başını öne eğmelisin. Yaptıklarından utanmalı iliklerine kadar üşümelisin yazın kavuru sıcaklığında.

     

    Ama olmaz bunu sana yakıştıramam. Sen bunları yaşamamalı, görmemelisin. Korkma yavrucağım, ben gizli bir köşeden seyreder sonra usulca kaybolurum. Sen hiç görmezsin beni. Belki bir gün ortak bir tanıdığımızdan haberlerimi alırsın. Olurda hakkımda kötü duyarsan ne olur kulak asma yalandır mutlak. Senin üzülmen için söylemişlerdir.

     

    İçim yanıyor, kimseye anlatamıyorum. Hoş sen anlamadıktan sonra kim anlasın. Bana güldüklerini biliyorum. Bunu iliklerime kadar hissediyorum. Varsın olsun gülsünler, ben biliyorum içimdekileri.

     

    Yorgun bedenimi yıldızlara taşıyacaklar bir gün ve benim en mutlu günüm olacak. Sevdiklerimi oradan görebileceğim. Bir kahve telvesi kadar bir sigara dumanı kadar yakın olacağım sana... Sana ve sevdiğim tüm insanlara.

     

    Son bir sevgi, son bir mutluluk yaşadım seninle. Belki çok kısaydı kimileri için. Nereden bilsinler benim için bir ömre bedel olduğunu. Ben gözlerinde yaşadım bu aşkı ve yine gözlerinde bıraktım umutlarımı. Bunları bir gün okuyacak mısın okurken ağlayacak mısın bilemiyorum. Ama beni anlayabilmen için çok zaman geçmesi gerekiyor. Belki yüzyıllar. Yalnızlıkları oynuyorum oysa sen bile farkında olmadan. Sessizce için için ağlıyorum kimse duymasın diye ( oysa duyacak kimse yok ki etrafımda ).

     

    İşte ben buyum. Kimsenin istemediği, kimsenin anlamadığı, anlamak istemediği.

     

    Hayatın en tatlısı en güzeli senin olsun Canım.


    Kenan


    Ağlamak için gözden yaş mı akmalı?
    Dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı?
    Sevmek için güzele mi bakmalı?
    Çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı?
    Hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır?
    Özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı?
    Hırsızlık; para, malmı çalmaktır?
    Saadet çalmak, hırsızlık olamaz mı?
    Solması için gülü dalından mı koparmalı?
    Pembe bir gonca iken gül dalında solmaz mı?
    Öldürmek için silah, hançer mı olmalı?
    Saçlar bağ, gözler silah, gülüş, kurşun olamaz mı?


     

    Bazen Yazmak İstemez İnsan

    Bazen yazmak istemez insan;
      Kelimelerin taşıyamayacağı ağırlıklar olduğunu düşünür. Cümle
      kuramaz, kurar kurar bozar. Hiçbir cümlenin tam olarak doğru anlamı
      veremeyeceği kanaati yerleşir içine, her nedense.

     

    Bazen yazmak istemez insan; 
     
    Konuşmak istemez, söyleyeceği her şeyi teker teker susmak ister.
      Suskunluğa sığdıracaklarının, sözlerle; boş sayfayla ifade
      edeceklerinin, yazıyla heba olmasından korkar.

     

    Bazen yazmak istemez insan,
      Düşünüp içine atmanın, susup içinde saklamanın, söylemeyip sır
      olarak saklamanın daha doğru olduğuna inanmaya başlar.

     

    Bazen yazmak istemez insan;
      Parmakları ile bilgisayarın klavyesi, kalemi tutan eli ile kağıt
      arasında bir yabancılık keşfeder. Harflerin yerini ve şeklini unutur
      bir süre.

     

    Bazen yazmak istemez insan;
      Oturup başını öne eğmek, kalkıp yürümek, derin bir nefes almak,
      olamayacağı yerlerde olduğunu düşlemek, hayaller kurup ütopyalar
      üretmek ister.

     

    Bazen yazmak istemez insan;
      Önüne bir kağıt alıp karalamak ister. Bu çizgilerin içinden anlamlı
      sözlerin daha çok çıkacağı duygusuna kapılır. Hiçbir şey düşünmeden
      yürüşe vardığı yerin, yazdıklarıyla vardığı yerden daha güvenli
      olacağı fikri dolaşır beyninde.

     

    Bazen yazmak istemez insan;
      Kalemi kırmak, kağıdı yırtmak, bilgisayarı devirmek, tüm mesajları
      silmek ister bazen. Susmak ister, yorulmak, dağılıp paramparça olmak
      ister. Büyük bir yorgunlukla derin bir uykuya dalmak, derin bir
      susuzlukla, kana kana sular içmek, dağılıp paramparça olup yeni
      baştan dirilmek ister.

     

    Bazen yazmak istemez insan;
      Geçecektir, herkes gibi olacaktır. Treni kaçıracak, istasyonda tek
      başına kalakalacaktır. Geçecektir.

     

    Bazen yazmak istemez o kadar...

     


    Düşen Düşlerimiz . . .

    Düşen Düşlerimiz . . .

     

    düşen düşte hangi ayrılığıma

    susacaktım?  . . .

     

    Mavi bir yalnızlıksın bende. Denizden rica ederek aldığım bir emanet yüreğimin saklı koyunda. Susmak istemesem de susuyorum ve kızıyorum zorunlu uzaklıklara. Bir yanlışlık olmasın, elbette barıştım aşkın yabancı, huysuz ve uzak diliyle. Ama yine de ağır geliyor bazen palamarı çözmek ve açılmak kıyısız limanlara. İnsanız sonuçta, an geliyor özlüyoruz konaklamayı, kalmayı, “kal” denmesini. Kim istemez yorgunluğunun sıcacık ellerle temizlenmesini?..İstemem deme, yüzünden aktığım gün sana değdi düşlerim, yüzümde resimlenmedin, deme.

     

    erimemek adına bütün şeker biriktirmelerim

    siz bilmezsiniz, ben bilerim acıları

    kanatmadan

     

    Ağlara takılan ağlamalarım kadar genç kaldım vedalarda. Balıkçı motorlarına sakladım huysuz bekleyişlerimi. Sabah ezanlarında sabahladım ve tazeledim umutlu dualarımı. Kimseler görmedi birikmişliğimi, evinin önünü süpüren, yetmiş yaşını saçlarında gizleyen Anna teyze bile. Dilinden düşmeyen Rum türkülerinde ağladım, anlamını çözemediğim kelimelerin ağıt yakan seslerinde. Bilir misin, şarkılar her dilde anlaşılır, her dilde aynıdır sevmeler.

                                                                                  …

    Ağlamak istiyorum ama sıkışıp kalıyor göz yaşlarım derinlerimde. Benimle hep uğraşan hayatı sevdim ve bu yüzden sevginin acı tarafında yıkılıyorum bazen. Özlemlerimin hep uzakta olması  büyüttü belki de yüreği ama artık büyümekten de yoruldum. Özne olmayı beklediğim cümlelerin yükleminde sıkışıp kalmak terletti belki de.

                                                                        …

     

    Canım sıkılıyor ve canımın bir posa haline getirilmesi kimsenin umurunda değil. Zaman zaman kapıma uğrayan gitmek arzusu  yine zile bastı, açıp açmamak konusunda kararsızım. Ne istediğimi sorsan, gitmekten yana olduğumu belki de en saf haliyle sana itiraf edebilirim. Nereye mi? Kendime gitmek istiyorum. Düşlerime, dokunmak istediklerime, koynunda kalmak istediğime, huzura...Beni benden alan sende dinlendirebilir misin? Bak ne diyor Oğuzhan Akay, “ sen büyük bir aşka layıksın çocuk / benimse gidecek yerim yok kendimden başka” Beni elimden tutup kendime getirir misin? Mavi yalnızlığım, benden yana düşer misin?

     

    seni sevmelerin portakal durağındayım

    soydum düşlerimi

    çıplak sensizliğim çarptı aynaya

    kapattım ellerimle yüzümü,

    acıtmadım…

     

    Nerede yüzüm gülüyorsa biraz da oralıyım. Terminaline girdiğim her şehirde bir bakış bıraktım sulanmak üzere. Yine de bilmiyorum nereye ait olduğumu, aitlik diye bir şey var mı yalnızlığım? En çok İzmir kucakladı beni, en çok İzmir sarıldı, en çok İzmir bekledi, belki de bu yüzden en çok İzmir’in kadınıyım. Birinin kadını olmak yaraları temizler mi süt dökülmüş dilim? Deli kanlı  umudumun tahliyesi için bir imza da sen verir misin? “belki değil mutlak umudu paylaşırdık” diyor Düş Sokağı Sakinleri, umudumu beklerken duvara benimle çentik atar mısın? Mavi yalnızlığım, umudumu paylaşır mısın?Kalemi de şarkıları kadar keskin kadın, Umay Umay, nasıl da güzel döküyor aslında benim de dökmek istediklerimi;

     

    “..sana iyi şeylerden bahsetmek istiyorum, iyi olan şeyler, iyi ve uzun olan. Bizi sevgi dolu ve güçlü yapan şeyler. Gülmeyi yeni öğrenen bir kız çocuğu gibi acemiyim. Sana anlatacak doğru dürüst bir gerçek ya da avutacak kadar güzel bir yalan bulamıyorum. Sadece seni hayatımda üç kez görmüş ve unutamamış olabilirim. Sadece seni sevmiş olabilirim..”

     

     

    Ne çok susuyoruz, ne çok ama. Oysa kelimelerimiz var dolu dizgin, gözlerimizde yazılan hikayeler var, koşarak gelip de bize sarılan imgelerimiz var, gülüşlere bağışlayan lirik sarhoşluğumuz var, ıslak öpüşlerle kutsadığımız şiirler var...Ne çok susuyoruz, ne çok kalabalığız ama. Neyi özlüyorum, neyi arıyorum diye düşünürken, sessizce yanaşıyor yanıma Yılmaz Odabaşı, başımı sallıyorum geçerken kelimelerinin içinden: “....sonra gelip geçen her sabahla öyle susadım ki yüzüne yokluğunda...yüzünü özledim, yüzünü... anlasana...” Derin bir yanıt bırakıyor suskunluğumda, yüzünü ararken beyhude bir özlemin içinde.  “ İnsan sevince birdenbire ağlıyor”, diyor, insan sevince birdenbire susuyor belki. Birdenbire susturuluyor belki de. Mavi yalnızlığım, yüzünü özledim, yüzünü, anlasana.

     

    Şarkılar geçiyor yüreğimden, usul usul, uslanmadan, dalgalanarak kimi yerde. Uzakları getiriyor, eritiyor, dinlendiriyor, en azından bir süre. En azından şarkılar var mavi yalnızlığım, en azından yalnız değilim notaların içinde.

     

    söylediğim bütün şarkılar sarhoş

    yalpalıyor notalar dilimde

    şişeleri ben değil,

    çocuklar devirdi ve kaçtı

    yalanlarım ergenlik çağında, bakire…

     

    Yalnızlık aslında en kalabalık anlarımız değil mi zaten. Düşlerimizin kulaç attığı zamanlar, kuşların göğsümüzde uçtuğu, denizin bedenimizde köpürdüğü, vedaların elini uzatamadığı zamanlar değil mi? İstediğin yere gidebilirsin, istediğin kadar uzakta durabilirsin, istediğin kadar susabilir ve istediğin koyda kalabilirsin. Beni merak etme, şarkılarım ve gülümseyen yalnızlığım var. Deli eden yansımalarım, her gün yeniden ‘merhaba’ diyen yüreğim, sapına kadar haylazlık kokan çocukluğum var. Sanki sesimi duymuş gibi konuşuyor Azime Akbaş, sesime ses verir gibi;

     

    mor özlemlerin dağınık yüzlü masalıydın sen

    söylenmeyen

    iri ve maviydi zamanların

    yıldız yıldız özlemdin, vuruldum çocuk tavrına

     

    Artık kabuğuma çekiliyorum dökmek için eteğimdeki şiirleri. Dudaklarımı ıslatan taze gülümseyişler doğuracağım seni içimde sonsuza dek koruyarak ve kor vedalardan alabildiğine uzakta tutarak. Sen sus ama yüreğimdeki sesine dokunma, o hep konuşmak isteyecek. Biz böyleyiz, düşler ve düş sesleri içinde, kırılgan yanlarımızı bileyerek, sevgiyi keskin tarafından yaşamayı seçeceğiz. Biz, düşlerim ve ben, seni durduk yere özleyeceğiz. Mavi yalnızlığım, özlenmek seni rahatsız etmez değil mi?

     

    balıklara kanat takarsak, uçururlar mı bizi suların karanlığında,

    merak ediyorum

    komik aldanışlar kulübünde şarkı söylemiyorum artık,

    sana söylüyorum

     

    gelmeyeceğini bilerek beklemektir aşk!


     

    Bitişin Çığlığı

     

     Kararınız ne olursa olsun acı çekeceğinizi bildiğiniz durumlarda,
    bir karara varmak çok güçtür. Özellikle sevgi ilişkilerini
    bitirirken, ayrılıkların da başlangıcında. Bir şey olur, bir şey
    yaşanır ya da olması gereken gerçekleşmez.
    İşte o zaman içinden bir parça kopar insanın.
    "Bu bana göre değil, hak etmiyorum ben bunları" diye düşünür.

    Aşk varsa, sevgi oluşmaya başlamışsa, başını hızla bir yere
    vurduğunda hissettiği acıdan daha keskin bir acı kaplar ruhunu.
    İsyan etmek, bağırmak, çağırmak, "kendine gel, yaptığını fark
    et" demek ister. İlk sarsıntı bazen bir kucaklaşmayla,
    bazen bir özür ya da özrü sembolize eden bir davranışla,
    daha kötüsü bazen hiç konuşulmadan geçer gider.
    Ama ardı arkası kesilmiyorsa incinmelerin
    ya da farklılıklardaki yansımaların, yürekteki
    acı büyür iyice. Ve başlar çatışma.

    Yürek, ilkel toplumlardaki tamtamların çığlığıyla sarsılırken,
    akıl yüreği sakinleştirmeye, çözüm üretmeye çabalar. Paramparça
    hisseder kendini insan. Benliğe, doğrulara, sağlıklı birlikteliğe
    duyulan özlemle, sevgiliye duyulan özlem arasında takılı kalır.
    İlkel çalgıların ve çığlığın ritmi artarsa eğer, yani var olanlara
    yenileri eklenirse, akıl daha çok frene basar. Bu kez "kendine
    gel !" denen, kendisidir. Çünkü aynada görülen, göz kapakları
    düşmüş, dudakları sarkmış yüz, artık mutlu değildir.

    Yapılacak tek bir şey vardır. "Ya olduğu gibi kabul et ve
    acı çekme ya da çık git." Bilir bilmesine bunu yürek de,
    gitmeyi istemez. Bedenini uzaklaştırmayı değil, onu
    göğsüne sokmayı ister. Sarılmak, daha çok bir olmak.

    Hele bir de paylaşılan zaman ve yaşam parçaları çoksa,
    umutlar ve hedefler beraber konduysa, emek harcandıysa var
    olmak için, daha da güçleşir gitmek. Tüm bunlar yaşanırken
    benlikte ve ruhta, artık bir arada oluşun da tadı kalmaz.
    Çünkü, ne, bir olunabilir bu sorularla, ne de gidilebilir bu
    özlemle. Tamtamın sopası, her soluğa denk düşer böylesi
    zamanlarda. "Seni Seviyorum" o ilkel sestir aslında. Sevgi
    yener mi aklı? Bazen. Ama hep o incinmeye, yeniden hayal
    kırıklığına uğramaya hazır oluş halde sürer ilişki. Kişi,
    bilir bir gün bağların kopacağını. Sadece süreyi uzatmaya,
    kopuşu geciktirmeye yarıyordur davranışları.

    Bazen de akıl galip çıkar, yüreği de yanına çekerek. "Tamam"
    diye düşünür insan. "Onu çok seviyorum. Bedeninin sıcaklığını,
    sarılmasını özlüyorum. Ama kumaşın dokuması farklı işte.
    Tutmuyor birbirini. Farklılıklar, olanlar ya da olmayanlar bu
    kadar sarsıyorsa beni; kendimi, 'ben'ime olan saygımı
    korumak için bitirmeliyim ilişkimizi."

    Ve geriye dönüp yaşananlara bakar. "Denemediğim yol
    kalmış mı? Yeterince süre vermiş miyim sorunların çözümü için?
    Çaba göstermiş miyim gerçekten?" diye sorar. Her şey denenmişse
    bile, son bir şans vermeden ilişkiye, çıkıp gidemez. "Şu olaya,
    bu zamana kadar yaşarım, yaşatmaya çalışırım sevgimi. Tekrar
    oturur konuşur, anlatmaya, anlamaya çabalar,olamazlığına emin
    olmadan koparmam içimdeki duyguyu" diye düşünür. Ve yaşar.

    Eğer sevgi gerçekse, kişilikler sağlıklıysa, farklılıklar aşılamaz
    boyutta değilse, çözülür sorunlar. Ama aksi durumda, tek yol kalır
    hayatta. Gidiş. Hem de gelişi olmayan bir gidiş. Denenmiş elbisenin
    provasının olmayacağını bilerek, geride hiçbir şüphe, akılda hiçbir
    keşke, yürekte hiçbir ümit bırakmadan, çıkıp gidilir.

    Acı çekilmez mi? Hem de nasıl çekilir. Yine de bilir ki insan,
    beraber olduğu sürece hep acı çekecek., acı çekme ihtimaline
    karşı hep tetikte duracak, mutluluk,huzur üretemeyecek.

    Bu yüzden haykırır yüreğinin olanca gücüyle: "Hadi şimdi vurun
    bakalım tamtamlar. Şimdi daha hızlı, daha güçlü çığlıklar atın.
    Başka ses duyamaz hale getirin beni. Ama ben gidiyorum.
    Çünkü bir süre sonra susacağınızı biliyorum. Alın bir vuruş
    da benden. Biten ilişkiye, gönderilen sevgiliye,
    içimdeki acıya! Yine de gidiyorum."


     

    Öğreniyorum

     

    İçimde gizli kalmış sevinçler, açığa çıkmayacak heyecanlar, belki de hiç bir zaman hayata geçiremeyeceğim mutluluk formüllerim var. Kimseler bilmiyor, bense kimselere anlatmıyorum artık. Her şeyde, her yerde, her an aradığım maviyse terk edeli çok oldu beni. Oysa aşkın, umudun, hayalin rengiydi mavi benim için. Tek kelimeyle anlat bana aşkı dediklerinde söylediğim renkti o...

    Çok sevdiğim şarkılarında sesi kısıldı. Dinlediğimde her mısrası canımı yakıyor. "Batıyor ama acıtmıyor senin sevdan" diyor, ama ben o acıyı yüreğimin en derininde hissediyorum. Çok konuşan ben, konuşmak için çıldıran ben, uzun sessizliklerin insanı oldum. Ağzımdan çıkacak sözcüklerin neler olabileceğini bilmiyorum, belki de ondan suskunluğum. Bilemiyorum, belki en doğrusu susmak...

    Hiç böyle olmadım ben. Yaşama böyle yılgın, böylesine soğuk, böylesine uzaktan bakmadım. En soğuk kışta bile hiç kimsenin görmediği güneşler ısıtırdı beni. Karda çiçekler açtırırdım. Çünkü sen vardın. Sen aşktın, sen maviydin, sen güneştin, sen rengarenk çiçektin, sen yüreğimde isyan, sen ruhumdaki ateştin. Sen gülüşlerimin adı, sen göz yaşlarımın anlamıydın. Sen hayatımdın, sen hayattın...

    Ve bir gün gittin. Bahanelerin vardı, ardına sığınacağın haklı nedenlerin vardı. Gidişine izin verdim ki gidene kal demek küçüklüktü. Küçülmedim belki ama gittin ve ben yok oldum. Oysa ne çok sevmiştim seni. Senin verebileceğin hüzün demek ki böyle acı bir şeymiş, öğreniyorum. Acı veriyor, zor oluyor, canımı yakıyor ama öğreniyorum...

    Yüreğimdeki ateş söndü, yerinde buzdan bir kütle var artık. Baharlarsa öylesine uzak ki bana...

    "Batıyor ama acıtmıyor senin sevdan."


     

    Sana 3 Kişi Ağladık.."Ben Kalbim ve Gözlerim.."


    Ağladığım Hüzün yıldızları parlıyor bugün gökyüzünde, Bu gece yine için için yanıyorum, Oturmuş seni düşünüp ağlıyorum, Seni, gidişini, sevişini, herşeyini... Unutamıyor işte seni şu yaralı kalbim, Yaptıklarını hatırlayıp, pişman oluyor...

    Seni düşünüyorum bu gece, karanlık gökyüzünde... Simsiyah gökyüzünde parlayan yıldızları seyrediyorum, Onları sana benzetiyorum, Kararmış kalbimin bir kenarında yanan meşale misali... Dedim ya, seni düşünüyorum bu gece, Beni sevdiğini, bana nasıl baktığını, bana nasıl güldüğünü, Ellerimi nasıl tuttuğunu, ellerini nasıl tuttuğumu, Büyüyen bir ateş gibi sevgimizin nasıl çoğaldığını Ve birgün ansızın bırakıp gidişini...

    Son vedanı hatırlıyorum, gözlerime ağlarcasına baktığını, Gözlerini kalbime gömdüğünü hatırlıyorum, Bir daha çıkamasın diye... Çıkamadılar zaten kalbimden gözlerin, Ölüler dirilirler mi ki gömülenler çıksın, gitsin? Gittin son bir veda ile gözü yaşlı, Elimde kolyen, ardından dakikalarca baktım, ağlamaklı, Sıkıldım, üzüldüm, perişan oldum ama ağlamadım... Ağlayamadım, engel oldu gururum, engel oldu aşkım, Uzaklara gittin, belki birdaha asla geri dönmemecesine,

    Özledim seni deliler gibi, özlüyorum hala... Sen bir yerde ben bir yerde, yinede sönmedi sevgimiz, Aksine çoğaldı dağlar gibi oldu hasretimiz... Hep seni hayal eder, hep seni düşünürdüm, Sesini duyunca yaşar, duyamayınca ölürdüm, Aradın beni aylarca bir sevgi uğruna, Ne yazık ki, ihmal edildin bir hata uğruna, Kırıldın, ağladın, affettin ama hep sevdin, Beni sevdin gülüm beni, kalbi kırık bir vefasızı, Yine ihmal edildin yine unutuldun bir hiç uğruna, Yine kırıldın, yine ağladın, yine affettin...

    Bir daha unutuldun, sevdanla başbaşa bırakıldın, Yine kırıldın, yine ağladın ama bu sefer affetmedin... Sevdiğini en mutlu gününde öldürdün, Ve ardına bakmadan gittin... Beni benle başbaşa bıraktın, yıkıldım, üzüldüm, kırıldım...

    Senden ayrılınca kaldım çaresiz, sevgisiz ve birde sensiz, Hep sensizdim zaten ama şimdiki kadar asla değil... Parçalanmış bir kalbe sahip oldun mu sen hiç? Parça parça edilmiş, yıkık ve virane, Bir o kadarda vefasız... Önceleri üzüldüm, yıkıldım ama asla ağlamadım... Geldi geçti deyip senide gözlerin gibi kalbime gömdüm... Unuttum dedim, unutacağım dedim, Unutamıyorum dedim, UNUTMAM dedim...

    Önce gözlerin sonra sen çıktın kalbimden, Bir vicdan azabıdır başladı ölü yüreğimde, Hiçbir şey kalmadı, senden başka kalbimde, Hatıraların, gözlerin ve sözlerin... Şiirlerini getirdiler bana, Beni öldüren şiirlerini... Vefasız dediğini duydum, yıkıldım, Düşündüm seni gecelerce daima tek başıma, Şiirlerin öldürdü, hasretin yaktı yüreğimi, Kırıldım, üzüldüm, yıkıldım ve en sonunda ağladım...

    3 kişi ağladık sana; ben, kalbim ve gözlerim... Sana yandım, seni sevdim, seni hatırladım heryerde... Belki birgün sesini duyarım umuduyla Telefon bekledim günlerce, Telefon gelmeyip sesine hasret kalınca Ağladım ağladım, Sana yaptıklarımı ancak o zaman anladım... Duydum ki kalbini vermemişsin kimseye, Olurda içinde görürler beni diye... Benim kalbimide istediler, ama vermedim kimseye, Olurda içinde seni görürler diye...

    Gökyüzü yıldızlar ile doluydu, ben hep seni düşünürken, Hüzün yıldızları koydum adlarını, seni hatırlatıyorlar diye, Aynı onlar gibi sende benden çok uzaklardaydın, Hep göz kırpardın uzaktan, sessizce, Bense hep seni bekledim kırık kalbim, yaşlı gözlerimle... Bazen hayallere dalıyorum, seni düşünüp ağlıyorum, Seni ve sevgini arıyorum hep kalbimde... Düşmüyor adın hiç dilimden, Öleceğim gülüm bir gün ben, Senin sevginden, senin derdinden...

    Bir gün göreceğim yine belki seni, Seni, beni unutmuş, benim olmayan seni... İşte o an aşkımın gözyaşlarını hatırlayacağım, Ve yine bir köşeye oturup ağlayacağım... Yemin ettim senin üstüne sevmeyim başkasını diye, Ve heryerde, her zaman tekrarlıyorum yeminimi;

    "Seni unutmam için öldürseler bile, Karşılık olarak dünyayı verseler bile, Darağacı kurup idam etseler bile, Senden başkasını asla sevmeyeceğim... "

     


     

    Sana Sesleniyorum Sevgili


    Sana sesleneceğim…
    Kim olduğunu hiç bilmeden…

    Senin kim olduğunu en çok bilerek isyankâr zambakların, çılgın nilüferlerin, dörtnala açan kiraz çiçeklerinin dudak kıvrımlarına yoldaş olacağım.

    Sarı bir hüzün, kızıl bir gurur ve siyah bir öfkeyle konuşacağım sana... Sana oklardan değil, yaydan bahsedeceğim. Gülün dikenlerinden değil gülleri ve dikenlerini doğurmaktan yorulmayan topraktan söz açacağım.

    Yine sana sesleneceğim. Senin kim olduğunu hiç bilmeden, bilmek istemeden. Alâeddin’in sihirli lambasından çıkan cin bana gelseydi ve ne dilersen dilememi isteseydi, hiçbir şeyi elde etmeyi dilemezdim. Bir şeyden vazgeçmez isterdim sadece. Hayatta bir şeyden vazgeçmem lütfedilseydi, bedeli her şeyim olsa bile sana seslenmekten vazgeçmek isterdim. Garip değil mi? Sana seslenmekten vazgeçmediğimi bundan hoşlandığımı düşünüyorsun belki de. Oysa sana seslenmek bütün hesaplarımı gördüğüm bu dünyadaki tek geride kalmış hesap benim için. Bu dünyadaki tek yük, bu seslenişin kalbini avucumda tutabilmek. Kürek mahkûmu için kürek neyse benim için de sana seslenmek o. Bir yandan gemiyi ufka ulaştırmanın tek yolu, öbür yanda bileklerimden sızan kanların gönlümü işgale yeltendiği rotanın can suyu. Oysa ben sana küreklerden değil, gemiden bahsetmek isterdim. Atalarım bana kadınlara, gökyüzünü, gemileri ve yelkenleri anlatmayı öğrettiler. Sen; kürekleri, yağlı urganları, geceyi siyaha gömen fırtınaları öğretmeye çalışıyorsun bana. Sana ellerimle dokunarak, gözlerimler okşayarak göstermek isterdim rüzgârla şişen beyaz yelkenleri. Ama senin vaktin yoktu... Ben bunu hiç anlayamadım...
    Sana sesleniyorum.

    Ve gözlerim bileklerimden parmak uçlarına kadar toplanmış kan pıhtılarını seyrediyor. Kürekleri bırakmıyorum. ÖNCE YÜCELTTİĞİN, SONRA TERK ETTİĞİN AŞKIN ONURU İÇİN KALEMİ BİR AN OLSUN ELİMDEN BIRAKMIYORUM.

    Benden kaçıp cennete gitmek isteseydin, seni cennetin kapısına kadar götürürdüm. Bana gelmek için seni korkutan cehennem olsaydı, cehennemle konuşurdum. Seni ona anlatabilirdim. Oysa sen, ne cenneti isteyecek kadar aşk oldun ne de cehennemi isteyecek kadar ayrılık.

    “seni seviyorum ama” dedin “hoşça kal” diye ekledin. “Şimdi gitmeye mecburum, belki yine gelirim, umarım gelirim” son sözün oldu. Cennetin ve cehennemin dillerini, savaş naralarını ve aşk şiirlerini, gazelleri ve boleroları öğreten atalarım senin sözlerinin anlamını öğretmediler.

    Hiçbir şey söylemeden gittin!!! Ayrılığın dilsiz olduğunu ben senden öğrendim. Dilsiz olanın yaşayabileceğini sen öğrettin bana. Ve kalemime ilk defa yaban gözlerle baktım.

    YİNE, YENİDEN, SADECE SANA SESLENECEĞİM...
    MÜEBBET BİR AŞK DIŞINDA BİLDİĞİM TÜM DUYGULARI TERK EDECEĞİM...

    Sana sesleneceğim yine. Seni sadece kuru bir sevgiyle değil derin bir hüzünle, binlerce yıllık bir gururla ve pervasız bir öfkeyle sevdiğimi duyumsuyor musun?
    Mütevazi bir sevgiyle değil KÜSTAH BİR Aşk’la sevdim seni.

    Ben Osmanlı gibi kollarımın yetişemediği bir aşkı kucaklamaya çalışırken, sen köPage Rankülerin ülkesi Venedik’teki son sancağı kışın üşümemek için şal yaptın kendine.
    Neden bilmiyorum özlemin artıyor içimde. Zaman geçtikçe eksilir demiştin oysa! Atalarımın öğrettiklerine ters düşse de sana inanırım bilirsin. “Zamanla unutursun” demiştin. Niye daha derinleşiyor öyleyse? Derinleşiyor özlemin ve gönlümde bir iç savaşta dökülen kanları coşturuyor ayrılık sözlerin...

    ÖFKELERİMİN KARARLILIĞINI AŞKA KATIK EDEREK KONUŞACAĞIM, BEDENİM BU DÜNYAYI TERK EDENE KADAR!...

    Öyle sanıyorum ki hüzünle ve acıyla pek barışık olmadığın için benden uzun yaşayacaksın. Benden sonra kelimelerim gelecek gönlüne. Onların benden geldiğini bir tek sen bileceksin. Küstah bir aşkla seveceğim seni...
    Ben savaş ve ölümle haşır neşir olan kelimeler dışındakileri unutmaya gayret edeceğim ömrümüm geri kalanında.

    Sana sesleneceğim..
    Sarı bir keder, kızıl bir kibir, siyah bir isyanla konuşacağım sana...
    Senin kim olduğunu hiç bilmeden, ağlayan zambakların dudak kıvrımlarına yoldaş olacağım. Senin kim olduğunu en çok bilerek kavmimin vaat ettiği tüm aşkları terk edeceğim.
    Müebbet bir aşk, sarı bir hüzün, kızıl bir gurur ve siyah bir öfkeyle konuşacağım
    BU DÜNYAYI TERKETME MÜJDESİ GELENE KADAR.

    HÜZNÜ, GURURU VE ÖFKEYİ BİLSEYDİN KEŞKE...
    Hüznümün beni aşan taşkınlığını, gururumun binlerce yıl önceden miras kalmış hoyratlığını, öfkelerimin hiçbir zaman sona ermeyecek, azalmayacak kararlılığını anlayabilseydin, Anlatabilirdim sana...seninle yaşanan bir aşktan sonra, ayrılığın ölüm bile olsa MAVİ BİR ÖLÜM olacağını...

     


     

    Savunma, Biraz Suçlama ve Çağrım

     

    Nerden bileydim,çekip gideceğini. Suçlama beni.
    Öyle hazırlıksız yakalandım ki,
    benden uzaklara attığın adımlarının tenha yankılarına...
    Kalakaldım,kendimden bile bensiz. Benden bile sensiz.
    Gidiyordun ve ben, tüm gidenlerin ardındaki tüm kalanların tırnakları
    kalbime saplanır haldeyken anlıyordum "eli kolu bağlı olmak"deyiminin
    ne manaya geldiğini. Kana kana, kanaya kanaya anlıyordum.
    Öyle hazırlıksız...
    Ve öyle çaresiz haldeyken bıraktın ki beni, iki kişilik hayallerin ortasında...
    Çıplak ayaklı yüreğini nereye saklayacağını bilemeden, bir o yokluğuna,
    bir bu yokluğuna koşuşturan bir sevgiliydi ardında bıraktığın.
    Ve gözlerine değmemiş bakışları taşıyan, o sevdiğin gözler aradı durdu sesini, resimlerinin arasında. Gittin.
     
    Bir mucize bekledim.
    İnsanlar, olağandışı olarak niteledikleri bir olayın
    gerçekliğine inanabilmek için, yine olağandışı olan herhangi bir şeyin
    ihtiyacını duymuşlardır hep. Hala da duyarlar.
    Ben de duydum. Gittiğine inanabilmek için, bir mucize bekledim.
    Adı "döndüm! yanındayım!"olan bir mucize. Dönmedin.
    Belki bu yüzden, aradan geçen, yürek saatine göre
    katar katar zamana rağmen inanamıyorum gittiğine.
    Ama biliyor musun; inanmamak engel değilmiş alışmaya.
    Gidişine inanmak için bir mucize bekleyerek aminlediğim dualarıma verdiğim zaman, dönmezliğine alıştırdı beni. Gel gör ki, gidişin içimde bulanık su, hala.

    Ama alıştım "olmaz'lığına.
     
    Yoksun.
    "Üzülmek"bile anlam kaymasına uğradı içimde. Ya da gerçekliğine kavuştu.
    Üzülmüyorum gittin diye. Ağlamak çocukça geliyor.
    Gerçeğe yüz süremeyen hayalleri düşünüp, ufka dalmak da,
    Yeşilçam filmlerinde izlediğim sahnelerden birisi gibi benim için.
     
    Artık. Suçlayamazsın beni...
    Sendin giden. Sensin.
    Ve plansız da olsa ayak izlerini bana ters yönde bırakarak
    yürüdüğün yola çıkışın, bunu istememiş olsan da,
    beni sevmene rağmen-yani herşeye rağmen-kalmamış olsan da yanımda,
    en derin yaraları sen taşıyor olsan da, belki asıl suçsuz sen olsan da,
    "giden"kelimesi hep seni niteleyecek.
    Sendin giden. Sensin. Sen olacaksın.
     
    Sevgimi, başka gözlerin bakışlarına saklamamı söyleyen sendin, giderken.
    "Üzülmem', diyen de, o ağlamaklı cümlelerinde.
    Suçlayamazsın beni, bir başka kişiye, başka bir tondan söylediğim
    "seni çok seviyorum'larımda anımsamazsam seni.
    Ben seni zaten hiç suçlamadım. Hiç suçlamıyorum.
    İlerde bir gün suçlarım belki, desem, bunu umursama olasılığım,
    bunu umursama olasılığın o güne kadar iyice ortadan kalkmış olacağı için,
    gelecek zaman önemsiz bir ayrıntı.
     
    "Gelecek zaman, önemsiz bir ayrıntı'...
    Bir vakitler saatlerce kafa patlattığımız bu hayati konu, önemsiz bir ayrıntı. İkimiz için de. Artık. Yani herşey olması gerektiği gibi.
    Gördüğün gibi, yeni bişeyler katmamışız sevdanın kabul görmüş işleyişine.
    Hani "hayır! bence öyle değil."deyip, karşı çıkmıştın ya, ben
    "belki de sadece bir alışkanlıktık birbirimiz için"dediğimde...
    Şimdi karşı çıkmayacağını sanıyorum.
    Sözlerimin doğruluğu tam anlamıyla kanıtlandığından değil...
    Sadece... Ben ne kadar alıştıysam "gitmiş Sen'e", sen de alışmışsındır.
    Ve bunca alışmışlığın arasında, kaynayıp gitmiştir o sevdalı günler.
    Bu yüzden yani. Sözlerimin doğruluğu kanıtlandığından değil.
    Sadece bir sanı.
     
    Bir gün...
    O, herşeye rağmen gerçekleşmesini beklediğimiz gün...
    Ellerimden tutan ellerine gizlice bırakacağım bir minik teşekkürüm olacak...

    Arkadaş ellerine... Arkadaş ellerimden...
    Tadı unutulmuş bir sevdanın anısına...
    Bebek arkadaşlığımıza, bir doğum hediyesi niyetine...
    Acemi, çaylak dostluğumuz, yabancılık hissinden kurtulsun diye...
    Artık bir giden ve bir kalan'ın olması gerekmeyen, formunu değiştirip,
    aşk'ı kardeşliğe terfi ettirmeye çabalayan bu ilişkiye ufak bir yardım olması dileğiyle...
    Bir minik teşekkürüm olacak sana...
    Arkadaş ellerimden...
    Arkadaş ellerine...

     

     

    October 13

    Seni ne çok sevdim ben...

    Image Hosted by ImageShack.us

     

    Seni Ne Çok Sevdim Ben

    Seni ne çok sevdim ben.

    Ne çok gözyaşı döktüm senin için.

    Geceleri sen yatağında meleklerin kanatlarıyla uçarken ben penceremin önünde senin
    rüyana girmek için dua ederdim. Bir bakışına, bir dudak kıvrımında titreşen gülüşüne ulaşmak için her şeyi yapardım ben.

    Şiirler, şarkılar, sevgiler içimde tutuşan bir ateş, onun yangınında senin için kül kesildim. Ağır hastalar geceyi zor geçirir. Sabahı bekler kırgın yürekler, hasta umutlar, yalnız ruhlar. Yalnızdı gecelerim. Hastaydı gecelerim. Kan kaybından giden bir yaralı gibi umarsızdı gecelerim. Bir uçurumun kenarına beni taşıyan karabasandı gecelerim.

    Adına yalnızlık dedim.

    Sensizlik dedim…

    Sen beni bilmedin, beni tanımadın...

    Bu bir ölümdü, bu bir fermandı...

    Bıçak kesmez artık beni, ip asmaz, çeküller yüreğimi taşımaz. Yaşamak mümkün değil, yalnızlık karanlık kapılarıyla üstüme kapandı. Amansız acılar içindeyim.

    Ey Sevdiğim...

    Ben seni ne çok sevdim...

    Kaçılamayacak kadar yakın, tutulamayacak kadar uzak bir yerdesin… Benim aşkıma yalnızlık kucak açtı. Senin yokluğuna dokundum, içim yandı. Odamın çıldırtan sessizliğinde sana seslendim. Yankısı döndü dolaştı, senin kapıların bana kapalı. Kendi sesim yine bana ulaştı. Anladım ki beni hiç duymayacaksın.

    Sana sitem edemem. Çünkü evet dediğin gibi benimle aşk imkansız sevmek imkansız, sende benim imkansızım oldun aşkım, keşke böyle tanışmasaydık seninle farklı zamanlarda farklı yerlerde ve keşke hastalığım falan olmasaydı, aşkım bunu neden yazdın bana diye sorma, aşkım bu belki sana son yazışım, benim varlığımı son hissedişin olabilir, aşkım seni çok üzdüm ama söylemek zorundayım.

    Aşkım diyorum sana, seni sevdim ben yaa, hemde çok sevdim ama gösteremedim belki sana sevgimi, elimden anca bu geldi aşkım, sana elveda diyorum .

    Bir tek dileğim var senden, son bir tek isteğim.

    O da MUTLU OLMAN.

    MUTLU OL SEVDİĞİM...

    BİRİCİĞİM...
    AŞKIM...

    NEREYE, KİME GİDERSEN GİT YETER Kİ SEN MUTLU OL...

    BENİM İÇİN MUTLU OL NE OLURSUN ....

    MUTLU OL...


    Image Hosted by ImageShack.us

    Bu Son Şiir Yazışım Sana

     

    Bir daha asla sevmeyeceğim.

    Bu son şiir yazışım sana.

    Son haykırışım bu.

    Seni seviyorum derken,

    Yüreğimin derinliklerine gömeceğim sevgimi.

    Hayallerle avunurken,

    Tül perdeyi çekeceğim üzerinden.

    Son kez yıldızlara bakarak sana sesleneceğim.

    Elim son kez senin için kalem tutacak.

    Duygularım son kez kağıda akacak.

    Yemin ediyorum, yemin ediyorum ki,

    Bir daha sevmeyeceğim.

    Senden başkasına Gülüm, bitanem demeyeceğim.

    Göz bebeklerim, başkasının

    Gözbebeklerine gülmeyecek.

    Sana sunuyorum sevgimi,

    Sevgimi, sevdamı

    Hayallerimi mutluluğumu,

    Ama son sunuşum olacak.

    Son seslenişim olacak.

    Senden sonra, gün ışığı görmeyeceğim.

    Dört duvar yoldaş olacak bana,

    Onlarla dostluk kuracağım.

    Kahretsin diyerek bütün kinimi,

    Dört duvara çıplak ellerimle,

    Vurarak alacağım.

    Saatim duracak, zaman ilerlemeyecek.

    Hep karanlıklarda yaşayacağım.

    Hep yıldızsız bir gökyüzüne bakacağım.

    Bir gün bitkisel hayata gireceğim.

    Ne seni, nede beraber geçirdiğimiz

    Günleri hatırlayacağım.

    Sana son haykırışımda,

    Yüreğimin derinliklerine

    Gömmüştüm sevgini.

    Tül perdeyi çekmiştim
    Hayallerin üzerine.
    Son kez yıldızlara bakarak,

    Sana seslenmiştim.

    Evet bitanem,

    Bu son şiir yazışım sana, son seslenişim.

    Kalabilirsen mutlu kal.


    October 08

    Şehit

    EY ŞEHİD OĞLU ŞEHİT, İSTEME BENDEN MAKBER. SANA AĞUŞUNU AÇMIŞ DURUYOR PEYGAMBER......

     

    Image

     

    Bayramda Şehit Evi

    Bayrama dört gün var.

    Ve Gabar Dağı'nda 13 şehit.

    Öyle bir ateş ki bu, ocaklara düşen, yakar kavurur yürekleri...

    Bayrama gözyaşı karıştı. Acı karıştı. Feryat karıştı. Yürek yangını karıştı.

    Evlad acısı, kardeş acısı, yavuklu acısı, eş acısı, baba acısı...

    Tazesi ile yıllanmışı farklı olur mu acaba?

    Ana yürekleri unutmuyor üstünden kaç yıl geçse de... Ama tazesi daha bir yakıcı olmalı. Daha bir kahredici...

    İyi ki şehid denmiş adlarına...

    İyi ki Kur'anımız onları cennete götürmüş. Rabbimiz “Ölmedi onlar, demiş. Yaşıyorlar, diriler ama siz farkında olmazsınız” demiş.

    Analar – babalar farkında olur, çünkü yüreklerinde hiç ölmez şehit evlatlar. Tazecik, sıcacık kanları sızar durur ana yüreklerinde... Yıllarca... Rüyalarında gelirler şehit evlatlar... Bir özlemdir hiç bitmeyen. Vedalarıyla yaşarlar, helallik dilemeleriyle yaşarlar, son telefonları ile,hep bir burukluk hissettiren selamlarıyla, gülüşleri ile, içemedikleri su ile, sevdikleri burcu burcu ekmek kokusu ile yaşarlar. Anaların kalbi unutmaz. Dizine yatırıp başını okşar şehit yavrusunun ana. Ana yaşatır. Mahallenin her delikanlısında oğlunu görerek yaşatır ana.

    Kabir taşlarına yumuşacık ellerini sürer analar... Taşlara kazınmış isimleri severler. Kabristan başka kokar analara... Şehid yavrusunu yatırdığı toprak başka dost olur. Yüreğini dayar kabir toprağına ve sanki fısıldaşır oğulcuğu ile...

    Ana yürekleri Rabbin muştusu ile teselli bulur sadece. Onlar gitmiş ve kutlu Peygambere komşu olmuşlardır. Onları Peygamber kucaklamıştır, saçlarını okşamıştır.

    Şehit bu, kolay mı? Can pazarında vermiştir canını. Kur'anımıza göre Allah ile alış - veriş yapmıştır. En büyük alış – verişi yapmıştır. Analar bilir bunu.

    Bayram'da şehit evi, evet, yangın yeridir, ama biraz da büyük bir onur yeridir. Kapısında bayrak olan evdir. İnsanların acıdan bir katre alıp yüreğine taşımak için kafile kafile gelip ziyaret ettiği mekandır. Hocaların en suzişli sesleriyle Kur'an okudukları hanedir. Şehid evidir o; mübarektir.

    Bayramda şehit evinde bütün tatlılara biraz acılık karışmıştır. Biraz buruktur her şeyin tadı.

    Bayramda babaların yüreğinde hep bir yumruk vardır. Gözlerinde boşanmaya ramak kalmış bir ağıtın izleri görülür. Dudakları kopar kopar gelir göz yaşına eşlik etmeye. Ama ağlayamaz. “Ağlama derler, şehit babası ağlar mı?”

    Şehit evinde kardeşler, bacılar bir başka dövünür. İçlerinde korkunç bir yalnızlık duygusu yaşarlar. “Gitti gelmez bahar yeli şarkılar yarıda kaldı” Bir ağabey gitmiştir, bir sırdaş, bir yoldaş, bir arkadaş... Hüzün bir kelepçe gibi sıkar yürekleri...

    Bayramda 13 şehit evi...

    Her biri Türkiye'nin bir köşesini kavuran ateş.

    Çok yandı Türkiye...

    Bir sonu olmalı bunun.

    Doğusu Batısı ile, Türkü Kürdü ile bu yangını söndürmeliyiz.


    ***

    Gabar'da pusu...

    Kalleşliğin simgesi...

    Kahrolası bir oyunun son perdesi...

    Böyle bir ortamda akla ilk gelecek söz nedir?

    PKK'ya terörist diyemeyiz!”

    İmza DTP.

    Buradan çıkış olmaz. Burası çıkmaz sokak. DTP, bu dille hiçbir şey yapamaz. Kan akmaya devam eder. “Gel, diyeceksin arkadaş, dön, in, dağı bırak, teslim ol, yargılan, ondan sonrasını bekle...”

    Ya da “Öl” diyeceksin. Bu aynı zamanda “Öldür” anlamına da geliyor. “Öl ve öldür!” DTP, şu anda farkında veya değil, ama bunu söylüyor. “Silahlar sussun” derken bile bunu söylüyor. Çünkü bunun altında “devleti silah bırakmaya çağırmak” gibi bir abes var. Ve o söylem, abesle iştigal söylemi..Sadece kanı çoğaltan bir söylem... DTP, “siyasi” hedefler için PKK'nın varlığını zaruri görüyorsa, buna hiçbir devlet razı olmaz ve canı pahasına bu süreci durdurur.

    Aysel Tuğluk, “empati”den bahsediyordu.

    Aysel Tuğluk'un empati vurgusu, yaşanan anaforda DTP adına ümid verici bir gelişme idi.

    Sonra karmakarışık laflar çıktı DTP camiasından...

    Buradan, Bayram öncesinde 13 şehitli bir zamana geldik.

    DTP'lilere “Ne oldu?” demek lazım!

    13 Şehit elde var ne?

    Empati” şu anda manşetlere yansıyan hadisenin Türkiye'yi nasıl yaktığını anlamaktır.

    Meclis'e giren DTP, tarihi bir kırılma noktasında bulunuyor. Ahmet Türk, tecrübeli bir isim. “Arkadaşlar bu gidiş gidiş değil”, diyebilecek bir isim. DTP, dağdakileri dağdan indirebilirse, hadi onların diliyle söyleyeyim, “Kürt sorunu”na belki de en büyük hizmeti yapacaktır.

    Yoksa...

    Yoksası yok!


    ***

    Şehitler, Kadir Gecesi'nin ağuşunda rahmetle kucaklaşmıştır inşaallah.

    Geride kalanlara sabrı cemil niyaz ediyorum.

    Kadir Geceniz mübarek olsun, bereketlerle dolsun.